Sîret-i Enbiyâ derslerimiz Hz. Îsâ (as) ile devam ediyor… Muhammed Emin Yıldırım hocamız, “Mühürden Önceki Son Söz: Hz. Îsâ” serlevhasının altında, Hz. Îsâ’nın sondan bir önceki peygamber olarak gönderilmesinin sebep ve hikmetlerini anlattı. Hocamız, özellikle Hz. Îsâ’nın gönderildiği toplumun ne gibi özelliklerinin olduğunu, bu özelliklerin Mekke cahiliyesi ve bugünün dünyası ile ne gibi benzerlikler taşıdığını çok önemli mesaj ve vurgularla anlattı. Haftaya inşallah Hz. Îsâ ile derslerimiz devam edecek…
Dersten Cümleler
Peygamberler Tarihi’ni bir kitaba benzetsek; Efendimiz (sas) bu işin son halkasıdır malum; kitabın önsözü Hz. Âdem, sondan bir önceki sözü ise Hz. Îsâ’dır.
O mühür, malum olduğu üzere “hâteme’n-nebiyyîn” (el-Ahzâb 33/40) olan Efendimiz’dir.
Âyetteki kıraate göre “t” fethalı okunur, yani “Hateme’n-Nebiyyîn” şeklindedir ve manası “nebilerin sonuncusu”dur. Diğer kıraate göre “t” kesreli okunur, yani “Hatime’n-Nebiyyîn”dir. Bu kıraate göre şöyle bir mana ortaya çıkar: “nübüvvet ile nebîliğin mührünü basan.” (es-Saʿlebî, el-Keşfü ve’l-beyân, 21/471).
Bir yazının altına mühür neden basılır?
– Yazı nihayete erdi.
– Süreç bitti.
– Silsile tamamlandı.
– Bütün noksanlıklar kemale erdi.
– Bundan sonra ilave, ek yada başka bir adıma ihtiyaç kalmadı.
“Meryem oğlu Îsâ’ya insanlar arasında en yakın olan benim. Peygamberler, babaları bir, anneleri ayrı kardeştirler (dinleri birdir). Benimle onun arasında başka bir peygamber yoktur.” (Buhârî, “Ehâdîsü’l-Enbiyâ”, 47; Müslim, “el-Fedâil”, 143).
Artarda gelen olaylar:
– Dedesi İmrân’ın ailesinin seçimi ve nazarları üzerinde yoğunlaştırması
– Anneannesinin duası ve annesinin doğumu
– Annesi Meryem’in bir kız olarak mabede kabul edilişi
– Hz. Meryem’in olağanüstü mabed hayatı
– Annesinin teyzesi Elizabeth’in Yahyâ’yı doğurması
– Hz. Meryem’in bakire olarak hamile kalması
– Mucize bir bebek doğurması ve o bebeğin ilk konuşmasının etkileri
| Peygamber İsmi | Yaklaşık Tarih | Yaşadığı Bölge veya Şehir |
| Hz. İbrâhim (as) | MÖ. 2000 | Mezopotamya-Ken’ân-Hicaz |
| Hz. Lût (as) | MÖ. 2000 | Sodom-Lût Gölü havzası |
| Hz. İsmâil (as) | MÖ. 1900 | Mekke |
| Hz. İshâk (as) | MÖ. 1900 | Ken‘ân-Filistin |
| Hz. Ya‘kûb/İsrâil (as) | MÖ. 1800 | Ken‘ân-Filistin |
| Hz. Yûsuf (as) | MÖ. 1700 | Ken‘ân-Filistin-Mısır |
| Hz. Eyyûb (as) | MÖ. 1600 | Şam-Hicaz Bölgesi |
| Hz. Şuayb (as) | MÖ. 1300 | Medyen Bölgesi |
| Hz. Mûsâ (as) | MÖ. 1300 | Mısır-Sînâ |
| Hz. Hârûn (as) | MÖ. 1300 | Mısır-Sînâ |
| Hz. Yûşa‘ b. Nûn | MÖ. 1200 | Filistin-Kudüs |
| Hz. İlyâs (as) | MÖ. 1100 | Şam-Lübnan |
| Hz. Elyesa (as) | MÖ. 1000 | Şam-Lübnan-Filistin |
| Hz. Dâvûd (as) | MÖ. 1000 | Kudüs-Filistin |
| Hz. Süleymân (as) | MÖ. 970 | Kudüs -Filistin |
| Hz. Yûnus (as) | MÖ. 800-850 | Ninova-Musul |
| Hz. Zekeriyyâ (as) | MÖ. 1. yy | Kudüs-Filistin |
| Hz. Yahyâ (as) | MÖ.1 – MS. 30 | Kudüs-Filistin |
| Hz. Îsâ (as) | MS. 0–33 | Kudüs- Filistin |
Mühürden önceki son süreçte üç peygamber aynı anda ve aynı zeminde vazifelerini icra ettiler. Bu da aslında son sürecin biraz olsun daha farklı olacağını bize gösteriyordu.
Hz. Îsâ, Peygamberimiz’e bağlanan nübüvvet yolunun köprüsü gibidir. Bu köprü inanılmaz bir risalet ve nübüvvet mirasını Efendimiz’e (sas) ulaştırmıştır.
Hz. Îsâ’nın (as) hayatının üç önemli devreye/sürece etkisi var. Nedir bu devreler?
1- Hz. Îsâ’nın yaşadığı dönem yani “Milâdî dönem”
2- Hz. Îsâ ile alakalı âyetlere ilk muhatap olanlar yani “Mekkî dönem”
3- Hz. Îsâ’nın nüzulüne şahit olacaklar yani “Son dönem”
Bu üç döneminde ortak bir yönü var. Nedir bu ortak yön? Toplumsal Çürüme…
Toplumsal Çürümenin beş alanda ele alabiliriz:
– İdarî alanda çürüme
– Dinî alanda çürüme
– Sosyal alanda çürüme
– Ahlâkî alanda çürüme
– Ailevî alanda çürüme
İdarî alanda çürüme:
Herod Antipas (Büyük Herod’un Oğlu): Hz. Îsâ’nın tebliğ dönemi ve yargılanma sürecindeki asıl Herod budur. Yahyâ Peygamber’i idam ettiren ve Hz. Îsâ’yı Pilatus’un isteği üzerine sorgulayan kişi budur. O, o günler Celile ve Perea yöneticisidir.
Nasıl bir yönetim var?
– Filistin (Yehuda), Roma İmparatorluğu’nun işgali altındaydı.
– Yerel halk yönetime katılmıyordu.
– Vergiler ağırdı.
– Güç, askerî baskı ile sürdürülüyordu.
Önemli bir soru:
“Neden Hz. Îsâ Siyasi İktidara Talip Olmadı?”
“Neden Hz. Îsâ doğrudan siyasi iktidarla yani yönetim ile bir mücadeleye girişmedi?”
Çünkü; değiştirmek için ahlâkî zemin yoktu.Önce; vicdanın, imanın, ahlâkın
iyileşmesi gerekiyordu.
Dinî alanda çürüme:
En zor ve en tehlikeli olanı bu idi. Çünkü musibetlerin en ağırı dine gelen musibettir…
Nasıl bir dinî alan var?
– Din, siyasal düzeni meşrulaştırmak için kullanılıyordu.
– Roma ile işbirliği yapılıyordu.
– Mabed, halktan kopmuştu.
– Tevrat okunuyordu.
– Hükümler biliniyordu
– Ama ahlâkî ruh yoktu.
– İbadetler, vicdan üretmiyor.
– Merhametin toplumda yayılmasına vesile olmuyordu.
– Dini bilgi, tekelleştirilmişti. Mabed de yetki verilenlerin dışında kimsenin bu alanda konuşmaya hakkı yoktu.
– Halk, anlamayan bir kitleye dönüşmüştü.
– Özellikle halka din, korku üzerinden anlatılır, azap ve korku daha fazla gündem edilirdi.
– İbadet yeri olmaktan çıkmıştı. Ticaret alanına dönüşmüştü. Herkes ne kazanacağını hesap edecek bir duruma gelmişti.
– Helâl–Haram algısı bozulmuştu.
– Allah’ın haram kıldıkları gevşetilmiş, insanların koyduğu kurallar mutlaklaştırılmıştı.
Hz. Îsâ’ya karşı tavırları: Onu:
– Şeriatı bozmakla
– Halkı saptırmakla
– Düzene başkaldırmakla
– Yahudilerin menfaatlerine aykırı davranmakla
– Yetkisiz konuşmakla suçladılar.
Sosyal alanda çürüme:
Bu alandaki en problem şuydu: Toplum vardı ama merhamet yoktu.
Kimler dışlanıyordu?
– Hastalar (özellikle cüzzamlılar)
– Günahkârlar
– Fakirler
– Kadınlar
– Yabancılar dışlanıyordu.
Hastalık: Tıbbî değil; âhlâkî bir suç gibi görülüyordu.
Sosyal çürümenin en bariz yansıması nedir biliyor musunuz? Irkçılıktır, kavmiyetçiliktir; kişinin ait olduğu aileyi, kabileyi, kavmi, yaşadığı coğrafyayı ve dili, diğer insanlardan üstün görmesi, kendisinin ayrıcalıklı olduğuna inanması, kendi kavminin hepsini iyi diğerlerinin büyük bir kısmının ise kötü olduğuna inanmasıdır.
Ahlâkî alanda çürüme:
Çürümenin en etkili olduğu yer ahlâkî alandır. Çünkü ahlâkî çürüme, dinî ve sosyal çürümelerin sebebidir; sonuç değildir.
Nasıl bir durum vardı:
– Yanlışlar normalleşmişti.
– “Herkes böyle” anlayışı hâkimdi.
– Kötülük, sorgulanmaz hâle gelmişti.
– İnsanlar hatalarıyla tanımlanıyordu.
– Affetmek zayıflık sayılıyordu.
– Hata, damgalama sebebiydi.
– Güçlü haklı sayılıyordu.
– Zayıf suçlu görülüyordu.
– Adâlet, güçle yer değişmişti.
– Seçilmişlik, görev değil; üstünlük olmuştu.
– Hesap verme bilinci zayıfladı.
– Çoğu insan daha fazla kazanma ve biriktirme hırsına kapılmıştı.
– Öğüt veriliyor; ama yaşanmıyordu.
– Ayıp sınırları bulanıklaştı.
– Mahremiyet değersizleşti.
– Hayâ geri çekildi.
– İyilik “saflık” sayıldı.
– Kurnazlık övüldü.
– Samimiyet zayıflık gibi algılandı.
Ailevî alanda çürüme:
Aile ilişkileri: Sevgiyle değil, gelenekle yürütülüyordu.
Kadın:
– Ailenin öznesi değil
– Eşyası gibi görülüyordu
– Hayızlı kadın 7 gün boyunca niddah/kirli kabul edilir. Ona dokunan kişi de akşama kadar ritüel olarak kirli sayılır. Oturduğu yer, yattığı yatak “kirli” kabul edilir
– Boşanma: Erkek lehine kolay ve tek taraflıydı.
– Çocuk; yetiştirilmesi gereken emanet değil; sessiz kalması gereken varlıktı.
– Namus; Kadına yükleniyor ve erkek ahlâkı sorgulanmadı.Çifte standart yaygındı.
Bir toplumda “toplumsal çürüme” oldu mu beş tavır ortaya çıkar:
1- Çoğunluk her durumdan şikâyetçidir.
2- Çoğunluk toplumun düzeleceğine dair umudunu kaybetmiştir.
3- Çoğunluk kendini düzelteceğine başkalarının düzelmesine odaklanmıştır.
4- Çoğunluk bir kurtarıcı beklentisine girmiştir.
5- Çoğunluk bu kurtarıcıyı yine kendi konfor alanını bozmamak şartı ile beklemektedir.
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِه۪ بِالرُّسُلِ وَاٰتَيْنَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِۜ اَفَكُلَّمَا جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْۚ فَفَر۪يقًا كَذَّبْتُمْۘ وَفَر۪يقًا تَقْتُلُونَ
“Andolsun biz Mûsâ’ya kitabı verdik. Ondan sonra da ardarda peygamberler gönderdik. Meryem Oğlu Îsâ’ya da açık kanıtlar verdik ve onu Rûhulkudüs ile destekledik. Ama ne zaman size bir peygamber nefislerinizin hoşlanmadığı bir şey getirdiyse büyüklendiniz, kimini yalanladınız, kimini de öldürdünüz, doğru değil mi?” (Bakara 2/87)
Peygamberlere karşı üç tavır:
1- İstekbertum/ Büyüklenirsiniz.
2- Keżżebtum/Yalanlarsınız.
3- Taktulûn/Öldürürsünüz.
“Size peygamberler, bilge kişiler ve kâtipler gönderiyorum. Bunlardan bazılarını öldürecek, bazılarını havralarınızda kamçılayacak, kentten kente kovacaksınız.” (Matta 23:34)
“İşte sizi koyunlar gibi kurtların arasına gönderiyorum. Bu nedenle yılan gibi akıllı, güvercin gibi saf olun. İnsanlardan sakının. Çünkü sizi mahkemelere verecekler, havralarında kamçılayacaklar. Bana olan bağlılığınız yüzünden valilerin ve kralların önüne çıkarılacaksınız…” (Matta 10: 16, 17, 18)
Hz. Îsâ’dan (as) Alınacak Dersler
1. Tevhidin Kavranılması
2. Mahrumiyetin Yönetilmesi
3. Tebliğin Sürdürülmesi
4. Temsilin Gösterilmesi
5. Zühdün Sahiplenilmesi
6. Adâletin Esas Kılınması
7. Tahammülün Kuşanılması
8. Sadâkatin Korunması
9. İzzetin Sağlamlaştırılması
10. Hakikatin Savunulması
Hz. Îsâ’da (as) Öne Çıkan Ahlâkî Vasıflar
1. Kulluk Bilinci İle Donanmış Tevazu
2. Hayatının Merkezine Yerleşmiş Merhamet
3. Yanlışları Düzeltirken Bile Terk Etmediği Nezaket
4. Havârilerini Geliştirmek İçin Ortaya Koyduğu Gayret
5. Hakkı Savunmada Kuşanılan Cesaret
6. Bedeli Ne Olursa Olsun Terk Edilmeyen Doğruluk
7. Başkasının Mutluluğu İçin Kuşanılan İsâr
8. Hiçbir Beklenti İçerisine Girilmeyen İstiğna
9. Bütün Zorluklara Rağmen Devam Ettirilen İstikrar
10. Aktif Bir Direnişe Vesile Olan Sabır
Temel Mesele: İyi olmayı ve iyi kalmayı başkasına bağlamamak…