Siyer Vakfı
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Siyer
    • Siyer Usulü
    • Siyer Kaynaklarımız
    • Türkçe Siyer Kaynakları
    • Siyer Programları
  • Haberler
  • Makaleler
    • Ahlak
    • Akaid-Kelam
    • Büyüklerin Ayak İzi
    • Hadis
    • İbadet-Fıkıh
    • Muhtelif
    • Sahabe
    • Siyer
    • Kuran-Tefsir
  • Video Arşivi
  • İletişim
Siyer Vakfı Siyer Vakfı
  • AR
  • EN
Siyer Vakfı Siyer Vakfı Siyer Vakfı
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Siyer
    • Siyer Usulü
    • Siyer Kaynaklarımız
    • Türkçe Siyer Kaynakları
    • Siyer Programları
  • Haberler
  • Makaleler
    • Ahlak
    • Akaid-Kelam
    • Büyüklerin Ayak İzi
    • Hadis
    • İbadet-Fıkıh
    • Muhtelif
    • Sahabe
    • Siyer
    • Kuran-Tefsir
  • Video Arşivi
  • İletişim
  • Haberler

Mehmet Emin Buğra Anma Programı

  • 18 Haziran 2025

21 Haziran 2025 Cumartesi akşamı saat 18.00’de, Siyer Vakfı’nda “Doğu Türkistan Davasına Adanmış Bir Ömür: Mehmet Emin Buğra” başlıklı özel bir anma programı düzenlenecek.

Vefatının 60. yılı vesilesiyle gerçekleştirilecek bu anlamlı gecede, Mehmet Emin Buğra’nın çok yönlü şahsiyeti; ilmî kimliği, mücahitliği, yazarlığı, tarihçiliği ve Doğu Türkistan davasına katkılarıyla birlikte ele alınacak.

Programa, Doğu Türkistan davasının tarihî ve siyasî boyutunu değerlendirecek olan Prof. Dr. Mustafa Fayda, Doğu Türkistan’ın “İkinci Endülüs” olmaması için tarihinin bilinmesinin ve önder şahsiyetlerinin tanınmasının önemine dikkat çekecek olan Muhammed Emin Yıldırım ve Mehmet Emin Buğra’nın hayatını, fikirlerini ve eserlerini arşiv belgeleri ışığında aktaracak olan Abdullah Oğuz konuşmacı olarak katılacak.

Mehmet Emin Buğra Kimdir?
Doğu Türkistan Davasına Adanmış Bir Ömür
(22 Şubat 1901 / Hoten – 14 Haziran 1965 / Ankara)

Doğu Türkistan…

Asya’nın kalbi, Türkistan diyarının en kıymetli ve nâzenin beldesi…

Büyük Hunlardan Göktürklere, Uygur Kağanlığı’ndan Karahanlılar’a, Saidiye Hanlığı’na kadar tarihin kaydettiği onlarca bağımsız devletin ve imparatorluğun havzası…

Satuk Buğra Han’dan Kâşgarlı Mahmud’a, Yusuf Has Hâcib’den Yakup Han Bedevlet’e kadar yüzlerce ilim, irfan ve siyaset ehlinin yetiştiği hikmet yurdu…

Bin yıldır İslâm’ın Doğu yakasında, Çin Seddi önündeki son kalesi…

Ve üç asırdır, “İkinci Endülüs” olmamak adına verilen varlık mücadelesinin, cihâdın, cenk meydanı…

İşte… Mücahit, müderris, mütefekkir; şair, yazar, tarihçi; siyasetçi, diplomat ve devlet adamı… “Derdi millet, davası hürriyet” olan Mehmet Emin Buğra; bu şanlı tarihin yazıldığı kader coğrafyasında, yüzyıllardır devam eden bağımsızlık mücadelesinin 20. yüzyıldaki en nâdide temsilcisi ve lideri…

1901 yılında, Doğu Türkistan’ın Hoten vilayetinde, köklü ve saygın bir müderris ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Annesi Sekîne Banu, 1860’lı yıllarda Hoten ve çevresinde bağımsız bir hanlık kuran ve “Hacı Padişah” unvanıyla anılan Habibullah Han’ın üçüncü göbekten torunudur.

Babası ise “Pîr Âbidin / Âbidlerin Piri” lakabıyla tanınan, bölgenin önde gelen âlimlerinden ve Hoten Hanlık Medreseleri’nin baş müderrisi Feridüddin Hacı’dır.

Aile, bölgede “Hekimşah Sülalesi” olarak bilinir. Buğra’nın soyunun, 15. yüzyıl Türkistan coğrafyasının ünlü mutasavvıflarından Hâce Ubeydullah Ahrâr’a kadar uzandığı da rivayet edilir.

Mehmet Emin Buğra’nın mücahit, siyasetçi ve devlet adamı vasıflarının yanı sıra; ilim ve hikmet yönünden de önemli bir şahsiyet olarak yetişmesinde bu köklü nesebin etkilerini görmek mümkündür.

Coğrafya kader ise, nesep de nasiptir…

Küçük yaşta önce babasını, sonra da annesini kaybeden Buğra; çocukluk ve gençlik yıllarını dayısı Muhammed Niyaz Hacim’in himayesinde geçirir. Dayısının evi o dönemde Hoten’in önde gelen ilim ve siyaset merkezlerinden biridir. Özellikle yurt dışından gelen seyyahların uğrak yerlerinin başında gelir. Buğra da hatıratında, bu evde 1914 yılında Türkiye’den gelen seyyah muallimlerden ilk Türkçe eğitimini aldığını ve dünya siyasetine dair önemli bilgiler edindiğini kaydeder.

1921 yılında Karakaş’taki meşhur Oybağ Medresesi’nde İslâmî ilimler, Arap ve Fars edebiyatı öğrenimini tamamlar. Genç yaşta sahip olduğu ilmî birikim ve hitabet kabiliyeti sayesinde “Hazretim” unvanını alır ve 20’li yaşlarında dönemin meşhur medreselerinde müderrislik yapmaya başlar.

Ancak… onun derdi yalnızca ilimle sınırlı değildi; o, milletinin hürriyetini de dert edinmişti. Onun düşüncesinde “ilmi ile âmil” olmak ancak milletinin hürriyetini temin ile olacaktı…

“Sağımı solumdan ayırt edecek bir yaşa eriştiğim günden beridir, Çinli memurların halkıma yaptığı zulümlere bizzat şahit oluyor ve bunun ıztırabını çekiyordum…” diyen Buğra, daha ilk tedrisat yıllarından itibaren teşkilatçı bir ruhla millet ve hürriyet davasına kendisini adamıştı.

1931 yılında Doğu Türkistan sathında altı ay süren geniş çaplı bir seyahate çıkar. Bölgenin genel durumunu yerinde tahlil eder, halkın nabzını yoklar. Bu süreçte başta Sabit Damolla olmak üzere birçok din âlimi ve mütefekkirle görüşür. Seyahat sonunda, mevcut şartlar altında kurtuluşun ancak silahlı bir mücadele ile mümkün olacağına kanaat getirir.

Ve nihayet… Eylül 1932’de “Millî İnkılap Teşkilatı”nı kurar.14 Şubat 1933’te bu teşkilat çatısı altında toplanan müderris ve talebelerle birlikte ilk kıyam ateşini yakar. Kısa sürede Hoten başta olmak üzere Doğu Türkistan’ın güney vilayetlerinin birçoğu Çin işgalinden kurtarılır.

Aynı yıl, 12 Kasım 1933’te Kaşgar merkezli kurulan Şarkî Türkistan İslâm Cumhuriyeti’ne de maddî ve manevî destek sağlar.

Ancak mücahitlerin hem askerî hem lojistik imkânsızlıkları, Rus destekli Çin birliklerinin saldırılarına karşı yeterli direniş gösterememelerine neden olur. İki kardeşi – “Şah Mansur (Abdullah)” ve “Emir Sahip (Nur Ahmet)” – bu mücadelelerde şehit düşer. Temmuz 1934’te az sayıda yol arkadaşıyla birlikte Hindistan sınırındaki dağlara çekilir. Ardından Kâbil’e yerleşir.

Kâbil’deki muhacirlik yıllarında hem diplomatik faaliyetlerini sürdürür hem de dönemin Türkiye Kâbil Büyükelçisi Memduh Şevket Esendal’ın kütüphanesinden de yararlanarak başyapıtı Şarkî Türkistan Tarihi’ni kaleme alır.

1939’da Kâbil’e uğrayan İsa Yusuf Alptekin ile tanışması, mücadelesinde yeni bir dönemin kapısını aralar. 1943’te Çin’in savaş dönemi başkenti Çongçing’e gider. Böylece “Kalem Küreşi” olarak nitelendirdiği siyasî ve ilmî mücadele başlar.

1943–44 yıllarında hem Çin kamuoyunda hem parlamentoda Yurttaşlar Cemiyeti adına faaliyetlerde bulunur. 13 Ekim 1944’te Çin Anayasası Komisyonu’na “Xinjinag değil Doğu Türkistan” ifadeleriyle başlayan 19 maddelik teklif sunar; Erk Gazetesi ve Altay Dergisi adlı yayınları çıkarır, Çinli tarihçilerle ilmî münazaralara girer.

Buğra o yıllarda memleketinde kılıcıyla başlattığı mücadeleyi, Çin’in başkentinde diliyle ve kalemiyle devam ettirir…

12 Kasım 1944’de İli’de (Golca) Şarkî Türkistan Cumhuriyeti’nin ilanın ardından, 1945’te İsa Yusuf Alptekin ve Mesut Sabri Baykozi ile birlikte Urumçi’ye döner. 6 Haziran 1946’da kurulan Birleşik Eyalet Hükûmeti’nde önce İmar Bakanı, ardından Muavin Reis (Başkan Yardımcısı) olarak görev yapar.

1949 yılında Çin’in Doğu Türkistan’ı tamamen işgal etmesi üzerine ikinci kez hicret etmek zorunda kalır. 1949–51 yıllarında Keşmir-Srinagar bölgesinde yoğun diplomatik girişimlerde bulunur. “Vatan için vatandan ayrılan” 1850 Doğu Türkistanlı muhacirin Türkiye’ye kabulünü sağlar. 13 Mart 1952’de Bakanlar Kurulu kararıyla bu muhacirler “iskanlı muhacir” statüsünde Türkiye’ye yerleştirilir.

1953’te Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçer. Ankara’ya yerleşir ve Doğu Türkistan davasını artık Türkiye merkezli olarak ulusal ve uluslararası alanda savunmaya başlar. Soğuk Savaş’ın gölgesinde, Türkiye’deki yeni jeopolitik ortam onun siyasi faaliyetlerine zemin hazırlar. “Türk Birliği” ve “Türk Ortak Cephesi” gibi yapılar altında Sovyetler Birliği ve Komünist Çin’e karşı Türk-İslâm halklarının iş birliğini savunur.

1954’te Hicaz Kurultayı’na katılır, Doğu Türkistan diasporasınca İsa Yusuf Alptekin ile birlikte tam yetkili temsilcisi olarak seçilir. Kurultay kararları çerçevesinde Milliyetçi Çin (Tayvan) yönetimiyle yürütülen bağımsızlık müzakereleri sonuçsuz kalır.

Aynı yıl Kudüs Konferansı ve Kahire temasları ile İslâm dünyasına seslenir.

1958’de Karaçi’deki İkbal Konferansı’nda “İkbal ve Türkistan” adlı Urdu dilinde bir bildiri sunar. Penjab Üniversitesi’nde Doğu Türkistan kültürü üzerine konuşmalar yapar; Lahor ve Rawalpindi’de diplomatik temaslarda bulunur.

1959’da Bağdat İslâm Konferansı’na, 1960’ta ise Yeni Delhi Asya-Afrika Konferansı’na katılır. Dönemin önde gelen lider ve mütefekkirleriyle temasta bulunur.

Buğra yalnız siyasî ve diplomatik mücadeleyle değil, sosyal hizmetleriyle de milletinin yanında olur. Eğitim, ikamet, barınma, geçim gibi hayati meselelerde yüzlerce hemşerisinin dert ortağı ve çözüm kapısı olur. Sorunların çözümü için ilgili bakanlıklarda üst düzeyde görüşmeler gerçekleştirir.

Ayrıca bu süreçte “kalem küreşi” olarak nitelediği ilmî mücadelesini de hiç aksatmaz. Arapça, Türkçe ve İngilizce dillerinde çeşitli dergiler çıkarır, gazetelerde köşe yazıları yazar, onlarca makale ve eser kaleme alır.

Bütün ömrü milletin derdiyle ve hürriyet mücadelesine adanmış bu dava adamının yorgun kalbi, 14 Haziran 1965’de geçirdiği üçüncü kriz sonucu durur. Vefalı Doğu Türkistanlıların omuzlarında Al ve Gök Bayrağa sarılı naaşı devlet töreniyle Ankara Cebeci Asrı Mezarlığına defnedilir…

Ruhu şad, mekânı cennet olsun inşallah…

Paylaş:

  • Facebook'ta paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) Facebook
  • X'te paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) X
  • WhatsApp'ta paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) WhatsApp
  • Tumblr'da paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) Tumblr
  • Telegram'da paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) Telegram
  • Pinterest'te paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) Pinterest
  • Linkedln üzerinden paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) LinkedIn
  • Yazdırmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) Yazdır

İlgili Yazılar

Önceki Yazı
  • Haberler

Suffa Meclisleri Siyer Bilinci Dersleri Seslendirildi!

  • 11 Haziran 2025
OKU
Sonraki Yazı
  • Haberler

Çağın Esmaları “Sahâbenin Gençleri” Yaz Kampı Başlıyor!

  • 20 Haziran 2025
OKU

Yaklaşan Etkinlikler

Nis 25
20:30 - 21:30

Sireti Enbiya 175. Program

Takvimi görüntüle
Haberler
  • 1
    Asr-ı Saâdet İklimi Günümüze Taşınıyor: Siyer Diorama Müzesi Kapılarını Açtı
    • 17 Nisan 2026
  • 2
    Bir Arınma ve Aydınlanma Kıssası: Havâriler
    • 15 Nisan 2026
  • 3
    Siyer Eğitim Merkezi Diorama Müzesi Kapılarını Açıyor
    • 13 Nisan 2026
  • 4
    Hz. Îsâ’nın Hayat Veren Mûcizeleri ve Sarsıcı Mesajları
    • 8 Nisan 2026
  • 5
    Allah (cc) Hz. Îsâ’ya Neler Öğretti
    • 1 Nisan 2026
Siyer Vakfı
  • Hesap Numaralarımız
2011-2026 © Tüm Hakları Saklıdır.

Aramak istediğiniz konuyu yazın ve Enter'a basın.