Sîret-i Enbiyâ derslerimizde Ashâb-ı Kehf ile olan yolculuğumuz devam ediyor. Bu haftaki dersimizde Muhammed Emin Yıldırım hocamız, “Eğrilikleri Düzelten Bir Sûre ve Bir Kıssa: Kehf” başlığı altında, önce Kehf sûresinin nasıl sekinet indirdiğine dair rivayeti bizlerle paylaştı, ardından sûrenin ilk 10 âyetinin nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde durdu. Çok önemli mesajların ve vurguların olduğu bu dersimizde, âyetler ışığında Ashâb-ı Kehf’in bizlere neler anlattığını biraz olsun kavramaya çalıştık. Haftaya “gençler” vurgusu ile yürüyüşümüz inşallah devam edecek… Tüm kardeşlerimizi bu ilim yolculuğunda bizlerle beraber olmaları için davet ediyoruz.
Dersten Cümleler
Kur’ân’ın bizlere anlattığı en önemli kıssalardan biri olan Ashâb-ı Kehf kıssasını anlamaya yolculuğumuza devam ediyoruz.
Hidâyet Duamız:
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ
“Rabbimiz! Bizi hidâyete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz Sen Vehhâbsın/karşılıksız ve çokça bahşedensin.” (Âl-i İmrân 3/8)
Kalpler eğrilince ne olur? Çok şey olur da insan en başta hiç huzuru olan sükûneti, sekineti kaybeder. İnsan iç huzurunu kaybedince binlerce nimetin içerisinde bile azap yaşar.
Sekinet kaybedilince: Tatminsizlik, tahammülsüzlük, takdirsizlik, teşekkürsüzlük ve takatsizlik hayatları kaplar:
Tatminsizlik / Hiçbir şey ona huzur vermez.
Tahammülsüzlük / Hiçbir şeye dayanamaz.
Takdirsizlik / Hiçbir şeyi takdir etmez.
Teşekkürsüzlük / Hiçbir şeye teşekkür etmez.
Takatsizlik / Hiçbir şeye dayanamaz.
Berâ b. Âzib radıyallahu anhümâ şöyle dedi: “Bir adam Kehf sûresini okuyordu. Yanında iki uzun iple bağlanmış bir at vardı. O adamın üzerini bir bulut kapladı ve yaklaşmaya başladı. Atı da o buluttan ürkmeye başlamıştı. Sabah olunca, adam Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve bu durumu anlattı. Bunun üzerine Peygamberimiz: “O sekînedir; okuduğun için inmiştir” buyurdu. (Buhârî, “Fezâilü’l-Kur’ân” 11; Müslim, “Müsâfirîn” 240)
Ebû Saîd el-Hudrî rivayetinin sonunda Resûl-i Ekrem: “Bunlar meleklerdir. Seni dinliyorlarmış. Eğer okumaya devam etseydin, sabaha kadar seni dinlerler, halk da onları görür, halktan gizlenmezlerdi.” buyurmuştur. (Müslim, “Müsâfirîn” 243)
İsrâ ve Kehf sureleri arasındaki en önemli 10 bağ/münasebet
1. Sûre sonu ile diğer sûrenin başındaki hamd münasebeti
2. Üç sorunun iki sureye dağılımı
3. İnsan bilgisinin sınırlılığı ve Allah’ın (cc) ilminin sonsuzluğu
4. Âhiret vaadinin genel anlatımı ve ayrıntılandırılması
5. Tevhid ve Allah’a (cc) çocuk isnadının reddi
6. Vahyin hak oluşu ve Kur’ân’ın niteliği
7. Hz. Mûsâ ve insan bilgisinin sınırları
8. Dünya hayatının geçiciliği
9. İman uğruna direnmek ve ilahî mesaja bağlılık
10. Allah’ın (cc) mutlak hükümranlığı ve insanın sorumluluğu
İsrâ Sûresi, Allah’ı her türlü eksiklikten ve mahlûkata benzemekten tenzih eden “Subhâne-lleżî esrâ bi’abdihi leylen…” ifadesiyle başlar. Kehf Sûresi ise “Elhamdülillahillezi…”, yani “Hamd Allah’a mahsustur” ifadesiyle başlar.
Kur’ân’ı Kerîm’in beş sûresi hamd ile başlamaktadır: “Fâtiha, En‘âm, Kehf, Sebe ve Fâtır sûreleri.”
Kur’ân’ı Kerîm’in dört çeyreği:
1. Birinci çeyrek: Fâtiha sûresi
2. İkinci çeyrek: En‘âm sûresi
3. Üçüncü çeyrek: Kehf sûresi
4. Dördüncü çeyrek: Sebe sûresi
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًاۜ
“Hamd, kuluna Kitab’ı (Kur’ân’ı) indiren ve onda hiçbir eğriliğe yer vermeyen Allah’a mahsustur.” (Kehf 18/1)
Arapça “ivec” (عِوَج), Kur’ân’da herhangi bir sapma, bozukluk, tutarsızlık veya haktan uzaklaşma bulunmadığını ifade eder. En küçük meyil yahut kusurdur. Bu kusur ya hissî/maddî olur ya da manevî olur. Bunların hiçbir yok…
قَيِّمًا لِيُنْذِرَ بَأْسًا شَد۪يدًا مِنْ لَدُنْهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْرًا حَسَنًاۙ
“Bu tutarlı ve dosdoğru kitap, inkârcıları O’nun katından zorlu bir cezayla uyarmak, dürüst ve güzel davranışlarda bulunan müminlere de, hak ettikleri güzel karşılığı müjdelemek içindir.” (Kehf 18/2)
Âyette ne söylendi?
1. Kur’an dosdoğrudur.
2. Kur’an uyarır ve müjdeler. İnzâr (uyarı) ve Tebşîr (müjde)
3. İman ve salih amel birliktedir.
4. Güzel mükâfat Allah’ın vaadidir.
مَاكِث۪ينَ ف۪يهِ اَبَدًاۙ
“Onlar orada ebedi olarak kalıcıdırlar.” (Kehf 18/3)
وَيُنْذِرَ الَّذ۪ينَ قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًاۗ
“Ayrıca bu kitap: “Allah kendine bir çocuk edindi” iddiasında bulunanları da uyarmak içindir.” (Kehf 18/4)
Kur’ân, farklı toplulukların Allah’a çocuk nispet eden sözlerini eleştirir:
– Yahudiler hakkında: “Üzeyir Allah’ın oğludur” sözü zikredilir (Tevbe 9/30)
– Hristiyanlar hakkında: “Mesih Allah’ın oğludur” sözü zikredilir (Tevbe 9/30).
– Müşrikler hakkında: “Melekleri Allah’ın kızları” sayan inanç reddedilir (Sâffât 37/149–153; İsrâ 17/40).
مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِاٰبَٓائِهِمْۜ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۜ اِنْ يَقُولُونَ اِلَّا كَذِبًا
“Bu konuda ne onların ne de atalarının bir bilgisi var. Ağızlarından çıkan bu söz ne kadar çirkin! Yalandan başka bir şey söylemiyorlar.” (Kehf 18/5)
Âyet, Allah’a çocuk nispet eden iddiayı üç aşamada eleştirir:
1. Bilgi ve delilden yoksunluk
2. Sözün çirkinliği ve ağırlığı
3. İddianın gerçek niteliği
فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ اِنْ لَمْ يُؤْمِنُوا بِهٰذَا الْحَد۪يثِ اَسَفًا
“Onlar bu söze (Kur’ân’a) inanmazlarsa, arkalarından duyduğun derin üzüntü sebebiyle neredeyse kendini helâk edeceksin.”(Kehf 18/6)
لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَ
“Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!” (Şu’arâ 26/3)
اِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى الْاَرْضِ ز۪ينَةً لَهَا لِنَبْلُوَهُمْ اَيُّهُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا
“Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi dünyanın kendine mahsus bir zinet yaptık.” (Kehf 18/7)
وَاِنَّا لَجَاعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَع۪يدًا جُرُزًاۜ
“Biz, elbette (zamanı gelince) yeryüzündeki her şeyi bir kuru toprak hâline getireceğiz.” (Kehf 18/8)
اَمْ حَسِبْتَ اَنَّ اَصْحَابَ الْكَهْفِ وَالرَّق۪يمِ كَانُوا مِنْ اٰيَاتِنَا عَجَبًا
“(Resûlüm)! Yoksa sen, bizim âyetlerimizden Ashâb-ı Kehf ve Ashâb-ı Rakîm’in durumlarını şaşırtıcı mı buldun?” (Kehf 18/9)
Alimlerimize Göre Rakîm Nedir?
– İbn Abbas: İbn Abbas’a nispet edilen dört görüş vardır:
— Eyle’ye yakın Usfan ve Eyle arasında kalan bir vadidir.
— Kitaptır.
— İçinde Ashab-ı Kehf’in mağarasının bulunduğu dağıdır.
— Ashab-ı Kehf’in yanlarında bulunan ve içinde İsa’nın (as) dininden sımsıkı sarıldıkları şeriatın yer aldığı yazılı (merkûm) bir kitaptır.[1]
İbn Abbas’a nispet edilen başka bir söz daha var: “İbn Abbas dedi ki: Kur’ân’ın tamamını bilirim; şu dört kelime hariç: Ğıslîn, Hanân, Evvâh ve Rakîm.”
– Atiyye, Katâde, Dahhâk: Vadidir.
– Said b. Cübeyir: üzerine Ashab-ı Kehf’in kıssasını yazdıkları, sonra da mağaranın kapısına koydukları taştan bir levhadır.
– Taberî: Bir levhanın, bir taşın veya üzerine yazı yazılmış bir şeydir.[2]
– Katâta (başka bir rivayette): Gençlerin dirhemleridir.[3]
– İkrime: Hokkadır.[4]
– Ferrâ: Üzerinde Ashab-ı Kehf’in isimleri ve sıfatları bulunan bir levhadır.[5]
– Süddî: Mağaranın ağzında bulunan kayadır.[6]
– Ka‘bü’l-Ahbâr: Ashab-ı Kehf’in çıktığı köyün adıdır.[7]
– Zemahşerî: Yanlarında bulunan köpeğin ismidir.[8]
– Elmalılı Hamdi Yazır: Yazılı taş veya maden veya sâireden levha demektir.[9]
– Başka bir Görüşe Göre: Mağarada mahsur kalan ve dua eden üç kişi[10]
Rakîm: “Yazmak” anlamına gelen rakm kökünden, mef‘ûl (merkûm / yazılmış) manasında fa‘îl vezninde bir kelimedir.
كِتَابٌ مَرْقُومٌۙ
“Kitâbun merkum / Rakamlandırılmış / yazılmış bir kitaptır.” (Mutaffifîn 83/20)
“Kehf” kelimesi lügatte dağdaki mağara manasına gelir; ancak kehf, alelâde bir mağaradan (mağara) daha geniştir. Zira mağara küçük bir mekândır, kehf ise daha geniş ve ferah bir sığınaktır.
Kur’ân-ı Kerîm’de sadece Kehf sûresinde geçiyor ve toplamda 6 kez geçiyor.
– Kehf 9 : الْكَهْفِ — mağara
– Kehf 10 : الْكَهْفِ — mağara
– Kehf 11 : الْكَهْفِ — mağara
– Kehf 16 : الْكَهْفِ — mağara
– Kehf 17 : كَهْفِهِمْ — onların mağarası
– Kehf 25 : كَهْفِهِمْ — onların mağarası
اِذْ اَوَى الْفِتْيَةُ اِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَٓا اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَدًا
“O gençler mağaraya sığınmışlar ve ‘Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluşu ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır.’ demişlerdi.” (Kehf 18/10)
Kehf sûresi ve Ashab-ı Kehf hangi eğiriliklerimizi düzeltir?
1. Hakikat ölçümüzü düzeltir: Eğri düşünceye karşı dosdoğru vahiy (1–2. âyetler)
2. İman ile amelin arasındaki bağı düzeltir (2–3. âyetler)
3. Allah hakkındaki tasavvurumuzu düzeltir (4–5. âyetler)
4. İnsanları hidâyete çağırırken kendi sınırımızı bilmeyi öğretir ve düzeltir. (6. âyet)
5. Dünya nimetleriyle ilişkimizi düzeltir (7. âyet)
6. Başarı ve başarısızlık ölçümüzü düzeltir (7. âyet)
7. Dünyanın geçiciliğini unutan bakışımızı düzeltir (8. âyet)
8. Olağanüstü olaylara (mucizelere/kerametlere) bakışımızı düzeltir (9. âyet)
9. Gençlik ve kimlik anlayışımızı düzeltir (9–10. âyetler)
10. Çoğunluğa uyma eğilimimizi düzeltir (9–10. âyetler)
11. Dua ile sorumluluk arasındaki ilişkiyi düzeltir (10. âyet)
12. Âhiret bilincimizi düzeltir.
Hidâyet Duamız:
رَبَّنَٓا اِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟
“Rabbimiz! Şüphesiz sen, hakkında şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın. Şüphesiz Allah vadinden dönmez.” (Âl-i İmrân 3/9)
Bir dahaki hafta “Kehf sûresi 11. âyet ile 16. âyet” ayetlerini işleyeceğiz.
Başlığımız: “Mağaranın Yiğitleri Nasıl Gençlerdi?“
[1] Dördüncü görüşü için bk. el-Kurtubî, el-Câmiʿ li-ahkâmi’l-Kurʾân, 10/357 İlk üç görüşü için aşağıdaki Taberî dipnotuna bakınız.
[2] Taberî’nin ve diğer görüşleri için bk. Taberî, Câmi‘u’l-beyân, 17/602-604.
[3] el-Kurtubî, el-Câmiʿ li-ahkâmi’l-Kurʾân, 10/357.
[4] el-Kurtubî, el-Câmiʿ li-ahkâmi’l-Kurʾân, 10/357.
[5] er-Râzî, Mefâtîhu’l-ġayb, 21/429.
[6] İbn Atıyye el-Endelüsî, el-Muharrerü’l-vecîz, 3/497.
[7] el-Beğavî, Meʿâlimü’t-tenzîl fî tefsîri’l-Ḳurʾân (Tefsîrü’l-Beġavî), ed. Abdürrezzâḳ el-Mehdî, 3/173.
[8] ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, 4/14.
[9] Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili (İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2021), 4/16.
[10] es-Saʿlebî, el-Keşfü ve’l-beyân, 2/17-20.