Sîret-i Enbiyâ derslerimizde Hz. Îsâ (as) ile olan yolculuğumuz devam ediyor. Bu haftaki konumuz İncillerde geçen Hz. Peygamber ve Sahâbe âyetleri idi. Muhammed Emin Yıldırım hocamız, “Müjde İçinde Müjde: İncil’de Hz. Peygamber ve Sahâbe” serlevhasının altında, Kur’ân-ı Kerîm’de geçen üç âyetin İncillerde nasıl aktarıldığını anlattı. Çok önemli mesajlar aldığımız bu ders, vahiylerin ve peygamberlerin birliğini anlamamız açısından kıymetli idi. Haftaya hadislerde Hz. Îsâ’nın nasıl anlatılığı ile derslerimiz devam edecek…
Dersten Cümleler
Bir İslâm peygamberi olarak Hz. Îsâ’yı tanımaya devam ediyoruz. Bugünkü dersimizde inşallah Hz. Îsâ’nın kendinden sonra gelen ve son peygamber olan Efendimiz’i (sas) ve onun ashabını nasıl tanıttığını biraz olsun anlamaya çalışacağız.
İki önemli nokta… Birincisi: Kur’ân-ı Kerîm, Ehli Kitap’ın gelecek son Nebi’yi çok ama çok iyi tanıdıklarını bize âyetlerde haber veriyor.
اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَٓاءَهُمْۜ وَاِنَّ فَر۪يقًا مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Elleżîne âteynâhumu-lkitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum, ve-inne ferîkan minhum le yektumûne-lhakka vehum ya’lemûn
“Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (yani gönderilen son elçiyi) öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Ama buna rağmen bile bile gerçeği gizlerler.” (Bakara 2/146)
اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَٓاءَهُمْۢ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ۟
“Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyan edenlere gelince, işte onlar inanmazlar.” (En’âm 6/20)
Kur’ân’ın bu âyetlerde, “ya’lemune/biliyorlar” yerine, “ya’rifune /tanıyorlar” demesi bir hakikati beyan etmek içindir.
Ehli Kitap Peygamberimiz’i (sas) nasıl tanıyorlardı?
1- Sıfatlarını
2- Vasıflarını
3- Ahlâkını
4- Menhecini
5- Fiziksel özelliklerini
İkincisi: Gelen her peygamber öncesi ve sonrası ile alakalı iki şey yapıyor. Nedir bu iki şey?
1- Kendinden önce gelen peygamberleri ve o peygamberlerin getirdiği vahyi tasdik etmek
2- Kendinden sonra gelecek olan peygamberi ve o peygamberin bazı özelliklerini müjdelemek
Dua, Müjde ve Rüya…
“Ben atam İbrâhim’in duası, kardeşim Îsâ’nın müjdesi, annem Âmine’nin ise rüyasıyım.” [Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, XXVIII, 379, 380.]
اَلَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْاُمِّيَّ الَّذ۪ي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِۘ يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهٰيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَٓائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ اِصْرَهُمْ وَالْاَغْلَالَ الَّت۪ي كَانَتْ عَلَيْهِمْۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِه۪ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذ۪ٓي اُنْزِلَ مَعَهُٓۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ۟
“Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî Peygamber’e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber’e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nûr’a (Kur’ân’a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.” (A’raf 7/157)
Fahreddîn Râzî, Allah’ın (cc) bu ayette Allah Resûlü’nü (sas) 9 sıfatla nitelendirdiğini söyler:
1. Resûl
2. Nebi
3. Ümmî
4. Onu, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı bulurlar
5. Onlara ma’rufu emreder
6. Münkerden nehyeder
7. Temiz ve güzel şeyleri (tayyibatı) onlara helal kılar
8. Pis ve kötü şeyleri (habâisi) onlara haram kılar
9. Onların sırtındaki ağır yükleri ve üzerlerindeki zincirleri (bağları) kaldırır atar. (Fahreddîn Râzî, Mefâtîhu’l-ġayb 15/380).
وَاِذْ قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اِنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُٓ اَحْمَدُۜ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌ
“Hatırla ki, Meryem oğlu Îsâ: Ey İsrâiloğulları! Ben size Allah’ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti. Fakat o, kendilerine açık deliller getirince: Bu apaçık bir büyüdür, dediler.” (Saf 61/6)
Ahmed, “hamd” kökünden ism-i tafdîl olup “herkesten daha çok öven (hamdeden) ve herkesten daha çok övülen” anlamlarına gelir.
Abdülahad Dâvûd ise Kitâb-ı Mukaddes’in Süryânîce tercümesinde kullanılan “paraqleita” kelimesinin Ârâmîce karşılığının “mhamada” yahut “hamida” olduğunu ve Grekçe’deki “perikleitos”a tekabül ettiğini, İncil’deki paraklêtosun perikleitos kelimesinin bozulmuş şekli olduğunu ifade etmiştir (Muhammed in the Bible, s. 287-288).
Dolayısı ilse şu an elimizde bulunan muharref İncillerde bile “faraklit veya paraklet yani parakletos” şeklinde geçen ifadelerin aslında “Ahmed” manasında Peygamberimiz’in (sas) kastedildiğini anlayabiliriz.
İncil’deki Âyetler:
Hz. Îsâ dedi: “Benim adımla Rabbin göndereceği Faraklit/Paraklet size her şeyi öğretecek ve size söylediğim her şeyi hatırınıza getirecektir.” (Yuhanna, bab:14, âyet: 26)
Hz. Îsâ dedi: “Faraklit geldiği zaman iman edesiniz diye, gelmeden önce size şimdi söyledim.”(Yuhanna, bab:14, âyet: 29)
Hz. Îsâ dedi; “Rab’den size göndereceğim Faraklit geldiği zaman, O benim hakkımda tanıklık edecektir…” (Yuhanna, bab:15, âyet:26)
Hz. Îsâ dedi: “Ama size gerçeği söylüyorum, benim gitmem sizin için yararlıdır. Çünkü gitmezsem, Faraklit gelmez… Ama gidersem onu size gönderirim.” (Yuhanna, bab:16,âyet: 7)
Hz. Îsâ dedi: “…Ama Faraklit gelince sizi tüm gerçeğe yöneltecektir. Çünkü kendiliğinden konuşmayacaktır. Ne işitirse onu söyleyecek ve gelecek şeyleri size bildirecektir.” (Yuhanna, bab:16, âyet:13)
Hz. Îsâ dedi; “…O Faraklit beni yüceltecek çünkü benimkinden alacak ve size bildirecek.” (Yuhanna, bab:16, âyet:14)
Hıristiyanlar; bu âyetlerde geçen “Faraklit” yada “paraklet yani parakletos” ifadelerini ya Hz. Îsâ’ya yada çoğunlukla “Kutsal Ruha” yani “Hz. İsa’nın ilahi mevcudiyetine” işaret ettiği yönünde anlıyorlar.
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًاۘ س۪يمَاهُمْ ف۪ي وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِۜ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِۚۛ وَمَثَلُهُمْ فِي الْاِنْج۪يلِ۠ۛ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْـَٔهُ۫ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِه۪ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغ۪يظَ بِهِمُ الْكُفَّارَۜ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظ۪يمًا
“Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vadetmiştir.” (Fetih 48/29)
“Gece namazı çok olanın gündüz yüzü güzel olur.” (İbn Mâce, “İkâmet”, 174)
Hasan-ı Basrî’nin, bu âyet hakkında sahâbeyi şöyle denkleştirdiği rivayet edilir:
– “Muhammed Allah’ın Resûlüdür” (ifadesiyle kastedilen): Hz. Peygamber (sas)
– “Onunla beraber olanlar”: Ebû Bekir es-Sıddîk (ra).
– “Kâfirlere karşı çetindirler”: Ömer b. Hattâb (ra).
– “Kendi aralarında merhametlidirler”: Osman b. Affân (ra).
– “Onları rükû ve secde ederken görürsün”: Ali b. Ebî Tâlib (ra).
– “Allah’ın lütfunu ve rızasını ararlar”: Cennetle müjdelenen diğer on sahabi (Aşere-i Mübeşşere’nin geri kalanı) Beğavî, Meʿâlimü’t-tenzîl, 4/245.
İncillerdeki âyetler:
Matta 13/31-32: “Îsâ onlara bir benzetme daha anlattı: “Göklerin Egemenliği, bir adamın tarlasına ektiği hardal tanesine benzer” dedi. Hardal tohumların en küçüğü olduğu halde, gelişince bahçe bitkilerinin boyunu aşar, ağaç olur. Böylece kuşlar gelip dallarında barınır.”
Markos 4/26-32: “Sonra Îsâ şöyle dedi: “Tanrı’nın Egemenliği, toprağa tohum saçan adama benzer. Gece olur, uyur; gündüz olur, kalkar. Kendisi nasıl olduğunu bilmez ama tohum filizlenir, gelişir. Toprak kendiliğinden ürün verir. Önce filizi, sonra başağı, sonunda da başağı dolduran taneleri verir. Ürün olgunlaşınca, adam hemen orağı vurur. Çünkü biçim vakti/hasat zamanı gelmiştir.
Îsâ sonra şöyle dedi: ‘Tanrı’nın Egemenliği’ni neye benzetelim, nasıl bir benzetmeyle anlatalım? Tanrı’nın Egemenliği, hardal tanesine benzer. Hardal, yeryüzünde toprağa ekilen tohumların en küçüğü olmakla birlikte, ekildikten sonra gelişir, bütün bahçe bitkilerinin boyunu aşar. Öylesine dal budak salar ki, kuşlar gölgesinde barınabilir.”
Matta 21/43: “Bu nedenle size şunu söyleyeyim, Tanrı’nın Egemenliği sizden alınacak ve bunun ürünlerini yetiştiren bir ulusa verilecek.”
Luka, 8/4-15: “Büyük bir kalabalığın toplandığı, insanların her kentten kendisine akın akın geldiği bir sırada Îsâ şu benzetmeyi anlattı: “Ekincinin biri tohum ekmeye çıktı. Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düştü, ayakaltında çiğnenip gökteki kuşlara yem oldu. Kimi kayalık yere düştü, filizlenince susuzluktan kuruyup gitti. Kimi, dikenler arasına düştü. Filizlerle birlikte büyüyen dikenler filizleri boğdu. Kimi ise iyi toprağa düştü, büyüyünce yüz kat ürün verdi.”
Bunları söyledikten sonra, “İşitecek kulağı olan işitsin!” diye seslendi. Îsâ, bu benzetmenin anlamını kendisinden soran öğrencilerine, “Tanrı Egemenliği’nin sırlarını bilme ayrıcalığı size verildi” dedi. “Ama başkalarına benzetmelerle sesleniyorum. Öyle ki, ‘Gördükleri halde görmesinler, Duydukları halde anlamasınlar.’ “Benzetmenin anlamı şudur: Tohum Tanrı’nın sözüdür. Yol kenarındakiler sözü işiten kişilerdir. Ama sonra İblis gelir, inanıp kurtulmasınlar diye sözü yüreklerinden alır götürür. Kayalık yere düşenler, işittikleri sözü sevinçle kabul eden, ama kök salamadıkları için ancak bir süre inanan kişilerdir. Böyleleri denendikleri zaman imandan dönerler. Dikenler arasına düşenler, sözü işiten ama zamanla yaşamın kaygıları, zenginlikleri ve zevkleri içinde boğulan, dolayısıyla olgun ürün vermeyenlerdir. İyi toprağa düşenler ise, sözü işitince onu iyi ve sağlam bir yürekte saklayanlardır. Bunlar sabırla dayanarak ürün verirler.”
Peygamberimiz (sas) Hayber Yahudilerine yazdığı mektup:
“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla! Allah’ın Resûlü, Mûsâ’nın dostu ve kardeşi, Mûsâ’nın getirdiği bütün şeyleri tasdik edip doğrulayan Muhammed’den (bir mektuptur): Ey Tevrât’a tâbi olup onun etrafında toplanan insanlar! Dikkat edip biliniz ki gerçekten Allah’ın size söylediği şu sözleri sizler kendi kitabınızda bulacaksınız:
(Sonra buraya Fetih 29. âyeti yazar)
Sonra mektup şöyle devam eder:
Size vahyolunan şey aşkına! Aynı şekilde, sizlerden evvel gelip geçmiş kabilelerinizi men ve selvâ ile rızıklandıran aşkına! Baba ve dedelerinizi Firavun’un elinden ve fiilinden kurtarmak için denizi kurutan (Yüce Varlık) aşkına bana söyleyiniz: Allah’ın size vahyettiği Kitapta, Muhammed’e iman etmeye mecbur olup olmadığınız kayıtlı değil midir? Böyle değilse bana haber veriniz. Aksine şayet Kitabınızda bu (kaydı) bulamazsanız (o halde mesele yok, benim dinimi kabul etmeniz için) size hiçbir zor da kullanılacak değildir. Gerçekten de yanlış ile gerçek yol birbirinden ayrılmış bulunmaktadır. Sizi Allah’ın ve Resûlü’nün yoluna davet ederim.” (el-Vesâiku’s-Siyâsiyye, s. 106)
İbn Asâkir, Dıhyetu’l-Kelbî’den naklederek şöyle demiştir: “Allah Resûlü (sas), Şam’da bulunan Roma kralına mektubunu benimle yolladı. Mektubu ona verince aldı ve oturduğu şiltenin altına koydu. Sonra toplantı için seslendi. Patrikler ve eşraf geldi. Sonra şiltesinin üzerinde dikildi ve gelenler onu selamladılar. “Pers ve Roma krallarına böyle yapılırdı.” Onlara şöyle hitap etti: “Bu, İbrâhim’in oğlu İsmâil’in soyundan gelen ve Mesih’in müjdelemiş olduğu bir Peygamber’in mektubudur!”
Bunu duyunca nefret içinde bağrıştılar. Bu tepkiyi görünce: “Sakin olun! Sizi denedim, Hristiyanlığa bağlılığınızı ölçtüm!” dedi. Ertesi gün bana gizlice haber gönderdi ve içinde üç yüz otuz peygamber resmi bulunan büyük bir yere soktu. Sonra: “Bak bakalım, senin Peygamber’in bunlardan hangisidir?” diye sordu. Sanki canlı gibi Peygamber’in (sas) resmini gördüm; “İşte budur! dedim.
“Doğru söyledin!” dedi ve sordu:
“Peki aşağıda duran bu adam kimdir?”
“Halkından Ebu Bekir adında bir zattır.”
“Peki, solunda duran kişi kimdir?”
“Halkından Ömer adında bir zattır.” dedim.
“Kitab’da onun bu iki sahâbesiyle Allah’ın dinini tamamlayacağını görüyoruz!” dedi. Dönüşte Peygamber’e durumu bildirince şöyle buyurdu: “Adam doğru söylemiş, Allah benden sonra İslâm’ı bu ikisiyle tamamlayacaktır, onların devrinde ülkeler fethedilecektir.” (İbn Asâkir, Târihu Medine, 74/12-18; Suyûtî, Hasâisü’l- Kübra, s.455)
Hişâm b. el-Âs’ın naklettiği rivayet: Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, 1/305-338.
Tevrat’ta ve İncil’de son Peygamber’in anlatılmasının en önemli sebepleri:
1- Risaletin sürekliliği ve ilâhi mesajların birliği
2- İman zemininin hazırlanması ve muhataplara bu yönde bilgilerin ikram edilmesi
3- Dinlerin tahrifine karşı tedbir alınması ve tahrif olanların ortaya çıkarılması
4- Şeriatlerin birbirini tamamlaması ve insanlığa takdim edilmesi
“Size daha çok söyleyeceklerim var ama şimdi dayanamazsınız.” (Yuhanna, 16:12)
5- Son vahyin ve son Peygamberin gelişine zeminin hazırlanması